3 Aylık Afrika Macerası

Mağlumunuz yaklaşık 3 aydır Afrika kıtasında volta atıyorum. Her ne kadar en az 6 ay sürecek bu gezime çıkmadan önce Fas’a gidip gelmiş olsam da, Fas’ın geri kalan Afrika ülkelerinden çok farklı ve seyahat etmesi çok kolay bir ülke olduğunu söyleyebilirim. Bu üç ayda Afrika bana harika deneyimler kattı, beni daha uyumlu, daha umursamaz birine çevirdi. Üç ay boyunca zihnime yer eden olayları ve günlük rutinlerimi merak edersiniz diye düşündüm ve oturdum 3 aylık Afrika maceramı yazdım.

3 ay gözünüze çok uzun gelebilir. Benim de bundan önceki en uzun seyahatim 3 aylık Asya seyahatimdi. Gezginseniz, hele de bu işten para kazanmaya başladıysanız, muhtemelen 3 aya gülüp geçeceksinizdir. Mesela süre değil, tabiki. Hayatınızın en güzel günlerini bir haftaya bile sığdırabilirsiniz. Ama iş Afrika olunca, her geçen saat, her geçen dakika dolu dolu yaşanıyor. Bana sorarsanız bu üç ay hayat değiştirici tecrübelerle dolu, 3 yıla bedel bir seyahat oldu. Hadi gelin şimdi neler yaşamışım birlikte görelim.

‘Yola çıkmadan Afrika’nın bu kadar tehlikesiz olduğunu zannetmezdim. Böyle dediğime bakmayın 3 aydır 7/24 sırt çantama sahip çıkma zorunda olma hissi inanılmaz yorucuydu! Sahip olduğum bilgisayar, 2 kamera, telefon neyse de çektiğim binlerce harika fotoğrafa bir şey olacak diye ödüm koptu! Pasaport mu? Hiç önemi yok! Daha önceleri seyahat ederken en önem verdiğim nesne pasaportum iken, geçen üç ay boyunca tam bir ‘hakuna matata’ (sorun yok) modundaydım. (Telafisi olan şeyler için üzülmemeyi çok iyi öğretiyor Afrika. Sinsi sinsi kanınıza girip, sizi bambaşka bir insana döndürüyor.)

Gezerken beni yoran bir diğer konu; Allah’ın her günü nerede konaklasam, nerede yesem de bütçemi düşük tutabilsem diye düşünmem oldu. ‘Çok yoruldum, şurada günlerce hiç bir şey yapmadan oturayım.’ demek tam bir lükstü! Zamanla yarışıyordum. Hem gitmeden şurayı da göreyim demek, hem o göreyim dediğiniz yeri bulmak için araştırma yapmak, hem o yeri size tanıtmak için yazılar hazırlamak.. Off yazarken yoruldum!

Sırt çantam yaklaşık 16kg idi. (Artı bu ara yeni aldığım eşşek ölüsü (5kg) çadır.) İnanın çantam o kadar ağırdı ki ne taşıyorum diye çoğu zaman sorguladım. İçini aç, 10 tshirt, 2 şort, 2 pantolon, bir uzun kollu. Hangisi ben fermuarı kapatınca şişiyor da belimi ağrıtıyor anlayamadım!

Hazır 2 şort, 10 tshirt demişken.. Şu harika elbiselerle gezip, mükemmel fotoğraflar çeken gezginlere çok özendim. (Keşke benim olsaaa!) İngilizcede flashpacker (10 metreden dikkat çeken harika giyimli turistler) diye tabir edilen gezgin günlerimi çok özledim.

Yerellerle uğraşması ayrı bir dertti. Her ne kadar pis, parasız ve arkadaşça gözüksem de onların gözlerinde tam bir richi rich oldum. Geldiğim yerde kaydırakla para havuzuna kaydığımı hayal ettiler. Bir şeyin ederi 3 iken fiyat 10’dan başlayıp, bir saat pazarlık sonrası 6’ya anca inebiliyordu. (Araştırma yapmak bir de bu açıdan çok önemli. Bir yerin gerçek fiyatlarını önceden araştırmazsan ayvayı yedin.)

Afrika gezim boyunca ülke değiştirirken bile hep yerel ulaşım araçları kullandım. Kimi zaman arkada çiftleşmeye çalışan 5 keçi ile, kimi zaman tavuklarla, çoğu zaman kapasitesinin 2 katı insanla dolu, terli vücutların birbirine değdiği, ne olduğunu bile anlayamadığınız bir koku ile seyahat ettim! Yok hiç şikayet etmiyorum, hepsi harika deneyimlerdi.

Daha önce çadırda 3 günden fazla kalmamıştım. Bir metre kare yerde haftalarca nasıl yaşanır öğrendim. Durum böyle olunca uyuyabilmek için önce şişme yatak aldım, sonra çadırımı yeniledim.

Çoğu zaman yemeğimi de yanımda taşıdım. Genel olarak 2 paket makarna, birkaç bisküvi, soğan, sarımsak, hazır çorba, fıstık ezmesi hep benimle beraberdi. Gittiğim yerlerde ilk gidip aldığım şeyler; domates, avokado, ekmek ve yumurta oldu. Basit yaşamayı öğrendim.

Sabah kahvaltılarını çay yerine kahve içmeye başladım. Bazı alışkanlıklarım tamamen değişti.

Yanımda taşıdığım saç bakım kremim bitince, eskiden her gün taradığım saçlarım, tam tabiriyle arap saçına döndü. Israrla kestirmiyorum!

Eskiden güçlü bir batıl inançla taktığım nazar boncuğu kolyemi, Nairobi’de kapkaça kurban verince yüklerimden kurtuldum. En azından şimdi görünüşte tam bir çapulsuzum.

afrika-2

Yolda, daha önce bilmediğim kadar ülke tarihi öğrendim. Özellikle Güney Afrika Cumhuriyetinde yaşananlara inanamadım. Demokrasinin ne kadar içi boş bir sözcük olduğunu bir kez daha anladım.

3 aydır her gün durmadan içtiğim sıtma ilaçlarından çok sıkıldım! Düşünün 3 ay boyunca her gün antibiyotik alıyorsunuz ve bağışıklık sisteminiz neredeyse çöküyor. En küçük rüzgarda boğazınız şişiyor, burnunuz akıyor..

Doğaya daha çok bağlandım. Masai Mara’da 3 muhteşem gün safari yaptım. En bilinmeyen hayvanların özel hayatına girdim.

Yetmedi bir de Malawi Liwonde Milli Parkı’nda su safarisi yaptım. Malawililerin yanlarından yüzen su aygırı ve timsahlara aldırış etmeden kayık sürüşlerine hayran oldum.

Bol bol pembe gün doğumları ve gün batımları izledim. Hepsi ücretsizdi!

Bir çok kez kilise ayinine katıldım. İbadetin, şarkılar söyleyerek ve dans ederek yapıldığına daha önce tanık olmamıştım.

Bilmediğim, tanımadığım insanların evinde konakladım. Hep övündüğümüz misafirperverliğin sadece bizde olmadığını öğrendim.

Her yemeği yiyebilecek, her şeyi sevebilecek kıvama ulaştım.

İlk kez Kenya’da bir okulda öğretmencilik oynadım. Çocuklar bana ‘Öğretmen Nilay’ diye seslendi, mest oldum.

İlk kez seyahat ederken, çalışmaya başladım. Yurtdışındaki bazı otellerin Türk turizmine girmesine katkı sağladım. Fotoğrafçılık ve promotörlük yaptım.

Yolda bir sürü insan tanıdım. (İnsan dediysem; insan gibi insan.) Bir de bir sürü gezgin arkadaşım oldu. İnsanların binlerce seveni boşuna olmuyormuş, öğrendim.

Couchsurfing yapıp, evinde bir çok beyaz turist ağırlayıp, hiç bir şekilde Afrika kıtası dışına çıkamayacağını bildiği için depresyonda olan insanlar tanıdım. Hep şikayet ettiğim Türkiye, şuan benim gözümde gelişmiş ülkeler kategorisine yükseldi.

Dünyada yaşamak istediğim bir yer daha buldum. Yaklaşık bir ay kadar Zanzibar’da kaldım. Anladım ki hiç bir yer yeterince mükemmel değil.

afrika-6

Bir çok dergi ve magazinle görüştüm. Hepsine yazı sözü verdim, yer değiştirmekten çoğunu yollayamadım.

Usambara Dağlarında bir günde 9 saat yürüyerek kendi rekorumu kırdım ve en uzun yürüyüşümü gerçekleştirdim.

Zanzibar’da tamamen doğal ortamlarında yunuslarla yüzdüm. Suyun altında çıkardıkları sesleri duymak harikaydı.

Tüm dünyada eşi benzeri olmayan çiçeklerle dolu Tanzanya Kitulo Milli parkında piknik yaptım. Milli Park çok genç park haline getirildiği için kapısı bile yoktu. Elimi kolumu sallaya sallaya para ödemeden girdim.

İlk kez hiç bir şey olmayan bir adada, gemi sadece haftada bir gün olduğu için tıkılı kaldım!

Hayatımın en uzun gemi seyahatini gerçekleştirdim. Karaya inmeden 30 saat boyunca gemide kaldım, yetmezmiş gibi gemiye bir de çadır açtım.’

Hikayem hala gümbür gümbür devam ediyor. Şuan Malawi’deyim. Her ülkede yaklaşık bir ay kalmaya çalışıyorum. Fakat önümüzdeki üç ayın mutlaka iki ayını Güney Afrika Cumhuriyeti’ne ayırdım. Bol bol gönüllülük yapmayı planlıyorum. Takipte kalın.

Afrika’dan sevgiler

afrika-10

‘Bir doz Afrika’nın iyileştiremeyeceği hiçbir kalp ağrısı yoktur. Aileler bu dünyada neden birbirlerine ait olduklarını anlamak için oraya gitmeliler. Gençler tevazuyu öğrenmek, sevgililer tutkunun eski ama denenmemiş kaynaklarını keşfetmek, yeni evliler yaşayacakları ortak hayranlık duygusuyla evliliklerini mühürlemek, hayattan sıkılanlar yenilenmek, yaşlananlar şafak vaktindeki ahengi görmek için… Biliyorum, belki biraz abarttım ama eğer hayatta mucize diye bir şey varsa, o da Afrika’dadır.’

John Heminway

Evden Uzakta’yı Facebook, Instagram ve Youtube hesaplarından takip edebilirsiniz.

Tagged , , , , , , , , , , , .

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir