Avustralya Hakkında İlk İzlenimler

Avustralya, herşeyden ve herkesden çok uzak, bir ada ülkesi. Öyle ki, hakkında bilinen herşey, ‘kulaktan kulağa’ oyunu gibi, değişerek bize geliyor. Sandığımız gibi, kangurular her yerde karşımıza çıkmıyor, aborijinler sokak ortasında büyüler yapmıyor, köpek balıkları- dev örümcekler- zehirli yılanlar insanları her gün öldürmüyor.. Bu ikinci ziyaretim olmasına karşı, yaşarken öğrenilenler her zaman bambaşka. İlk ay, ilk izlenimler, işte Avustralya’da günlük yaşam ve merak edilenler;

sydneyjpg

1) Avustralya doğal yaşamını öyle güzel korumuş bir ülke ki, hem girişi hem çıkışı olaylı! Dışarıdan ülkeye getirilenler konusunda çok hassaslar. Eğer Avustralyalı değilseniz ve kanunen yasaklanmış şeyleri ülkeye sokmanın yaptırımlarından haberiniz yoksa, valizleriniz didik dikik aranıyor. Ülkeye bildirim dışı meyve, bitki, hayvan, tohum, tahta ve her türlü doğal yaşamı tehliye sokacak şey getirmek yasak.

2) Avustralya’ya gelmeden önce ‘Avustralyalılar milliyetçidir!’ lafını duyduğumda gülüp geçiyordum. Çünkü vizeyi seni görmek istemeden, iki haftada online veren, milyonlarca Asyalıya kapısını açan bir ülkenin milliyetçiliği kulağa komik geliyordu. Şimdi söyleyebilirim ki, evet Avustralya ürünleri konusunda inanılmaz bir milliyetçilikleri var ama kimin Avustralyalı olması gerektiğine takılmıyorlar. Ülkenin şart koştuğu prosedürleri yerine getirme koşulu ile herkese vatandaşlık verme konusunda açıklar. Fakat her yıl sadece belli bir oranda göçmen kabul ediyorlar. (Hatta, İngiltere Birleşmiş Milletlerden ayrılma propagandası yaparken, Avustralya gibi sadece belli rakamlarda göçmen kabul etmek istediklerini, bir kurumun dayatması ile istemedikleri kadar yabancı alımının saçmalık olduğu mesajını kullandı.) Tabi bir de bunun toplumsal özümsemesi var ki, o da ayrı bir rahatlık.. Bizim Türk milletinin, savaş mağduru sığınmacı Suriyelilerin Türkiye’de yaşaması hakkında nasıl rahatsız olduğunu düşünürsek, işte burada tam tersi bir psikoloji hakim. İnsan ayrıştırması kesinlikle yok!

3) Devlete, hükümete, kurumlara, vatandaşların birbirlerine güveni tam. Öyle ki ‘bu alışverişi ben yapmadım.’ deyince banka parayı hesabına geri yatırıyor, gaz-elektrik-internete online başvuru yapılabiliyor. Herkes kendi vergisini kendi beyan ediyor.

4) Herkes kendi hayatıyla o kadar meşgul ve tatmin dolu ki, kimse kimseye bakmıyor, kimse kimsenin ne yaptığı ile ilgilenmiyor, sorgulamıyor, yargılamıyor. İnanın sokakta palyaço kıyafeti giyerek dolaşsanız,  duyacağınız en büyük laf; ‘çok yakışmış’ olacağı yüksek ihtimal.

5) Burada herkesin değeri aynı. Kimse kimseyi kazandığı paraya, diplomaya, sahip olduğu ünvana göre yargılamıyor. Para kazanmak, zor olmadığı için paranın nasıl harcandığı  da mesele haline dönüşmüyor.

6) Kesinlikle biz Türklerin en sevmediğim özelliği olan ‘hava atma’ onlarda yok! 5 tshirtleri varsa, 6.ya gerek duymuyorlar. Yıllarca aynı şeyi giymek hiç problem değil. Paralarını deneyime, seyahate, arkadaşlarla dışarı çıkmaya ve biriktirip ev almaya harcıyorlar. Genel olarak mantık, çocuk yapmadan hayatı yaşayıp, sonrasında ev almak. (Tabi her yerde olduğu gibi burda da modayı takip eden, sürekli alışveriş yapan, bu işten para kazanan insanlar yok değil.)

7) Her şey sıralı, zamanlı, kurallı. Her evin, her apartman bloğu katının kendi çöp kutuları var ve toplumun %99’u geri dönüşüm yapıyor. Mesela, evinizi yeniliyorsunuz, atılacak tonla eşyanız var! Maalesef öylece çöp kenarına bırakamıyorsunuz. Ayda bir bu işi ücretsiz yapan toplayıcılar var. Google’a ‘council clean’ yazınca ve posta kodunu girince, ne gün neredeki çöplerin toplandığını öğrenebilirsiniz. Yayınlanan günden üç gün önce, eşyalar yasal olarak dışarı konabiliyor. Böylece o eşyaya ihtiyacı olanlar, çöp makineleri gelmeden alacağını alabiliyor.

(Bu madde, Türkiye için çok abartı ve karşılaştırmaya bile gerek duyulmayacak bir madde ama Amerika’da bile bu işin bu kadar düzenli olmayışını düşününce yazma gereği hissettim.)

8) Ev kiralama işi tam bir yarış. Emlakçı haftanın belirli bir günü sadece 15 dk için gelip evi gösterip gidiyor. Evi tonlarca insanla beraber gezmek zorunda kalıyorsunuz. Ev gezme sonunda ilk, ‘ben tutuyorum’ diyene evi vermiyorlar. Online tüm belgelerinizi yükleyip, kendinizi beğendirmek zorunda kalıyorsunuz. Tek tek patronlarınız, eski ev sahipleriniz aranıp onay alınıyor. Emlakçı eğer sizi seçerse de, ev kiralama öncesi küçük bir kitapçık şeklinde kontrat imzalamak da ayrı bir konu!:)

9)  Ev alma ya da garaj satışları, açık artırma ile yapılıyor . Evi emlakçılar pazarlıyor ve açık artırmaya sokmadan evi lüks eşyalarla dolduruyor.

10) Avustralyalıların ev alıp kiralarken en büyük istekleri gazlı bir ocağa sahip olmak! Ben şimdiye kadar farkını anlamadım ama elektrikli ocakla aralarında büyük lezzet farkı olduğunu iddia ediyorlar.

11) Yine ev kiralarken burada kedi/ köpek beslemek çok zor. Çünkü hemen hemen hiç bir ev sahibi evinde hayvan dolaşsın, diğer kiracıları rahatsız etsin istemiyor. Kaldı ki evcil hayvan beslemenin de kuralları var. Pasaportunuza kadar işliyorlar.

12) İkinci eşya marketi çok gelişmiş. Herkes herşeyini ebay.com.au, gumtree.com.au sitelerinden alıp satıyor. Bir şey almak istediğinizde insanlar, tanımadığı insanlara telefon/ adres dahil her türlü bilgilerini veriyor. Herkes herkese güveniyor. Bu sitelerde aranılan şey bulunamadıysa, target, ikea, kmart, big W gibi büyük markatlerde inanılmaz ucuza süper kalite şeyler bulunabiliyor.

13) Her ne kadar gelişmiş bir ülke olsa da büyük şehirlerde dahil toplu ulaşım yüzyıl öncesinden kalma. Öyle ki Türkiye’deki vapur ve trenin bile çok süper lüks olduğunu söylüyorlar.

14) Tüm Avustralyalılar sporla büyüyor. Spor dediysem, beden eğitimi derslerinden bahsetmiyorum. Aileler çocuklarına yeni şeyler öğretmek için her hafta sonu bir şeyler yaratıyor. Eşim şimdiye kadar bana golf, sörf, kayak, tenis dersi verdi, ki daha burada yaşamaya başlayalı bir ay olmadı.

15) İlişkiye başlamak zaman alıyor, cinselliği genel olarak ilk günden yaşamıyorlar. Evlilik olmadan çocuk doğurma, çok yaygın olmasa da olağan. Evlilik 30-35 yaşları arası yapılıyor. Çocuğu olmuş gördüğüm annelerin çoğu 40’larında.

16) Tv programları, üretmeye- yaratmaya yönelik. Kendi mutfağınızı kendiniz değiştirebilirsiniz, sandalyelerinizi kendiniz boyayabilirsiniz, hatta kendi bütçenize göre kendi düğününüzü kendiniz organize edebilirsiniz, hadi canım?

17) Konu tv olunca, bu kadar çok reklam gösteren başka ülke bilmiyorum. Abartmıyorum program arası her dakika başı reklam veriyorlar. Reklamlar bol bol ‘Avustralya malını tüketin’ içerikli mesajlar içeriyor.

18) Sağlık Amerika kadar olmasa da pahalı! Herkesin mutlaka özel sağlık sigortası var.

19) Avustralyalılar genel olarak mutlu ve aktif bir hayat yaşıyor. Bizim bildiğimiz gibi Avustralya’nın her yerinde dört mevsim yaşanmıyor. Ama kış dönemini yaşarken bile, gereksiz bir aldırmazlık hakim. Ben en kalın kışlık montumla gezerken, onların çoğunda ‘abartma o kadar da soğuk değil!’ modu var.

20) Doğal yaşam, daha önce hiçbir yerde görmediğim kadar bakir.. Kamplık alana giderseniz, yanıbaşınızda kangurular, opposumlar, kuşlar, geyikler görmek olağan. Her gün balkonuma, türlü türlü papağan (kookaburra) geliyor. Bir de önlerinde yemek yemeye kalkarsanız o şirin mi şirin kuşlar birden kaplana dönüşüyor ve elinizdekini almak için herşeyi yapıyor. Hayatımda bir tek Botswana’da gördüğüm en gürültülü kuşlar burada her yerde! Kuş dediğin cikcik ötmeli dimi, yok illaha mahalleyi inletecekler.

21) Kelimeleri kısaltmaya bayılıyorlar. Milli karşılama kelimeleri ‘Gday’ (Good day). Hal hatır sorarken, merhaba demek yetmiyor, bir de ‘bugün nasılsın?’ ekliyorlar. En çok duyduğum kelime ‘mate’ (bizdeki karrrrdişimmm!) Kendilerine Aussie diyorlar. Aussie aussie aussie oi oi oi!

22) Güneş kremi büyük bir alışveriş kalemi burada. Güneş yazın Avrupa’daki gibi narin narin yakmıyor, kavurup geçiriyor. Bir de büyük bir farkındalık hakim. Her gün tonla güneş kremi sürülmeden dışarı çıkılmıyor.

23) Yemek kültürleri gelişmemiş olabilir ama Tayland’da yediğim yemekten daha lezzetli thai, Hindistan’da yediğim yemekten daha lezzetli hint, yediğim en güzel Japon, Kore yemeği Avustralya’da yapılıyor. Hatta geçenlerde Eat İstanbul restoranında bir dürüm yedim, aman Allahım!

24) Benim için bir ülkenin gelişmişliğini gösteren en belirgin kriter, suyunun içilip içilmemesi. Avustralya’da musluk suyu içilebiliyor ve bu da büyük bir masraf kalemini azaltıyor.

25) Gap year adını verdikleri bir sene okul bittikten sonra dünyayı gezme olayı çok yaygın. Veya seyahate çocuklarla beraber çıkmak istersen, çocukları evde okutacağım deyip, okuldan alabiliyorsun. Kısacası hayat, hakkı verilerek yaşanıyor.

26) En şaşırdığım ve en takdir ettiğim, alışılagelmiş olmayan bir kültürleri daha var ki, o da burada çocuklar, okurken para kazanıp sorumluluk alma konusunda teşvik ediliyor. O konu bizim sandığımız gibi ’18 yaşını dolduran çocukları aileleri evden atmıyor!’ Düzen insanları okurken bile ailesine muhtaç olmayacakları şekilde işliyor! 3 yaşında sorumluluk aldırmaya başlanan çocuklar, kendi hayatlarını erkenden kurmayı öğreniyor! Bu konuya aile bağları güçlü değil diye bakan kişilere; 30 yaşında hala kendi kıyafetlerini annesi yıkayan kişilerin, anne- oğul ilişki bağının ne kadar gerekli olduğunu sormak isterim. Erken yaşta sorumluluk alan çocukların ikili ilişkileri de düzenli oluyor. 8 yaşında masayı yapmaya yardımcı olan, 10 yaşında bulaşıkları yıkayan, 15 yaşında kardeşini okuldan alan çocuk, büyüdüğünde evdeki iş paylaşımı yadırgamıyor. O kadar ki ‘Bu akşam ne yemek yaptın?’ sorusu Avustralya lugatında bulunmuyor. :))

27) Kahve kültürü, en az Güney Afrika’daki kadar gelişmiş. Starbucks kahvelerini beğenmiyorlar. Onun yerine her sokak başı cafeler bulunuyor. Bu cafeler genel olarak 16:00’da kapanıyor.

28) Tip yani bahşiş bırakmak hiç normal değil. Garsonlar da Amerika’daki gibi size kendini sevdirmek için yapmacık şekilde iyi davranmıyor.

29) En az İngiltere kadar pub kültürü gelişmiş bir ülke. İnsanlar arkadaşları ile buluşmak için pubları tercih ediyor ve bas bas bağıran müzik ve tonlarca kişinin aynı anda bağırarak konuşmasına aldırmıyor.

30) Herşey tabiki güllük gülüstanlık değil. Haberlerde her gün, özellikle Sydney’in batısında yaşanan uyuşturucu ticareti, çocuk işçiliği, hırsızlık gösteriliyor. Genelde Avustralya’ya göçmen olarak gelmiş kişilerin çıkardıkları olaylar, protestolar, terör örgütü destekleri de cabası..

&

Sydney yazısı için buraya tıklayabilirsiniz.

Avustralya Göç Rehberi için buraya tıklayabilirsiniz.

Avustralya’da Doğa yazısı için buraya tıklayabilirsiniz.

Uzak kıta Avustralya yazısı için buraya tıklayabilirsiniz.

Evden Uzakta’yı Facebook, Instagram ve Youtube hesaplarından takip edebilirsiniz.

 

Tagged , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , .

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir