Zıtlıkların Başkenti; Cape Town

Cape Town, direk uçuşla ve vizesiz gidebilecek bir cennet.  Yüzyıllardır jeopolitik önemi ve güzelliği yüzünden egemenlik yarışına neden olmuş ve zıtlıkları ile yaşamayı öğrenene kadar acılar çekmiş bir şehir.  Doğanın cömertliği ve farklılıkların harmonisi şehri unutulmaz kılıyor. Rengarenk binaları, güler yüzlü insanları, leziz ve ucuz yemekleri ile yüz güldürüyor.

8

*Masa Dağı

Şehrin bugünkü tarihi Portekizlilerin baharat ticareti üzerinde keşfiyle başlıyor. Fakat gerçek anlamda ilk kez 1652’de, VOC isimli çok uluslu bir denizcilik şirketi ile Cape Town’a gelen Hollandalıların, bağımsızlıklarını ilan etmesiyle işler değişiyor. Endonezya ve Madagaskar’dan getirilen köleler, şehrin kalkınması için çalıştırılıyor. 1867’de bulunan mücevher  sonrası ise Güney Afrika hızlı bir şekilde göçmen almaya başlıyor. On dokuzuncu yüzyıl ile de Britanya hakimiyetine geçişle, kölelik yasaklansa da, Britanya alacağını aldıktan sonra, şehri tekrar Hollanda kökenli Afrikaanlara bırakınca yeni bir döneme giriliyor. Ülkenin genelinde, apartheid rejiminin kara günleri yaşanıyor. Afrikaanlar, siyahi ırka her türlü ayrımcılığı uyguluyor. Yıllardır oturdukları mahalleleri değiştirip, onları konteynerlarda yaşamaya mahkum ediyor. Parklarda bankların üzerine dahi yazılan ‘sadece Avrupalılar kullanabilir!’  yazıları ile bir ulus ikinci sınıfa düşürülüyor, iki kesim arasındaki uçurum artılıyor, sayısız katliamlar yapılıyor. Yapılan bu zulme karşı, toplumun her kesiminden protestolar geliyor. Bir çok öğrenci öldürülüyor, devlet adamları içeriye alınıyor. Sonunda, Mandela’nın 27 sene sonra hapisten çıkarılması ve ilk siyahi başkan seçilmesi ile apartheid/ayrımcılık rejimi sona eriyor.

14

 

O günlerden kalma ezilmeyi bugün hala sindiremeyen ve geçim sıkıntısı yaşayan halk, aslında Cape Town’un turizm kaderini belirliyor. Ülkenin en izole ve güvenli yeri olsa da, hala bir çok insan güvenlik ikilemi yaşıyor. Tüm Afrika’da altı aylık, Güney Afrika Cumhuriyeti’nde 45 günlük deneyimime dayanarak söyleyebilirim ki, Cape Town, yönetim farkının bir sonucu olarak hiçbir acabayı haketmeyecek kadar masum bir yer. Ülkenin her yerinde yazılı işaretlere uyarak, ‘gösteriş yapıp, ilgiyi üzerinize çekmekten sakındığınız’ sürece bir tehlike ile karşılaşmayacağınıza eminim.

1

 

Doğal güzellikleri anlatmakla bitmeyecek Cape Town’da işleri biraz yavaştan alıp, hem airbnb ile kiraladığım odada tüm Afrika yolculuğumun yorgunluğunu atıp, hem de güzel restoranlarında yemek yiyip aylaklık ediyorum. Yine yerellerle kalıp, onların kendi ülkeleri hakkındaki düşüncelerini dinliyorum. Güney Afrikalılar, ülkelerinin çok güvenli olduğunu fakat siyahi ırkın çalışmaya istekli olmayan kesimi tarafından yaratılan kötü imajın, ülkenin pasaport değerini bile düşürdüğünü söylüyorlar. Güney Afrikalılar, çoğu ülkeye vize ile gitmek zorunda ve kazandıkları düşük ücretlerden dolayı seyahat etmek çok yaygın değil. Yine de Cape Town ve çevresinde yaşayan yereller inanılmaz dışa dönük ve mutlu.

6

*Boulder’s Beach

Etrafı kefşetmeye yürüyerek, ücretsiz yürüyüş turlarına katılarak, metrorail ya da Myciti otobüslerini kullanarak başlayabilirsiniz. Toplu taşımayı kullanabilmeniz için Waterfront alışveriş merkezinin birinci kapısında yer alan otobüs durağından toplu taşıma kartı almanız gerekiyor. Peninsula denen Cape Town’un çevresini ve ilerisini ise araba kiralayarak keşfetmenizi öneriyorum. Ben günlük 10 dolara kiraladığım araçla Johannesburg – Cape Town arasındaki Garden Route denen sahil kesimini ve Peninsula kısmını üç haftada yavaş yavaş alıyorum. Yol üzerinde Cape Town’a sadece iki saat uzaklıktaki Gansbaii’ye gidip köpek balıklarıyla dalış yapıyorum. Siz de dalış yapmayı düşünürseniz, Cape Town’dan direk tur satın alabilirsiniz. Uzak mesafelerde ise burada en çok kullanılan uygulama uber.

Cape Town ve çevresini keşfetmeye başladığımda herkes gibi benim de yapmak istediğim ilk şey, Cape Town merkez yakınındaki Clifton Beach 1-4, Camps Bay, Hout Bay ve Peninsuladaki Simon’s Town(Boulders Beach), False Bay, Kalk Bay, Muizenberg Sahili’ndeki sahillere gidip okyanusun, güneşin ve kumun tadını çıkarmak. Simon’s Town’daki Boulder’s Sahilinde penguenleri görünce saatlerin nasıl geçtiğini fark etmiyorum. Kırk numara ayakkabı giymiş gibi ordan oraya koşturan, birbirlerine bağıran penguenlere garip bir şekilde gülümsememi durduramıyorum. Ardından Muizenberg Sahilinde sörf öğrenip, renkli soyunma kabinlerinin önünde fotoğraf çekiliyorum, Kalk Bay’deki vintage dükkanlara bakınıyorum.

5

*Muizenberg

Her yere toplu taşıma araçları ile gittiğim ve turistik her atraksiyondan kaçındığım için, şehrin en büyülü yeri olan Masa Dağı’na da teleferikle değil, yürüyerek çıkıyorum. Gün batımını yukarıdan izledikten sonra, teleferik için saatlerce bekleyen insanları anlamayıp tekrar yürüyerek aşağı iniyorum.

15

Bir diğer gün de, Masa Dağını gören Lion’s Head’e tırmanıyorum. Cape Town’da bulutlar size inanılmaz bir oyun oynuyor ve koca Masa Dağından adeta yuvarlanarak şehre iniyor.

10

*Signals Hill

Waterfront diğer adıyla Victoria&Alfred Port, alışveriş merkezlerinin, kafelerin ve restoranların olduğu liman kesimi. Buradan gün batımı tekne gezintisine çıkıyorum ve fokları görüyorum.

16

waterfront

Waterfront’un içindeki Food Court yani yemek alanı tam bir cennet. Yine WaterShed özel tasarım ürünler satan başka bir tarafı.

yum

Görülmesi gereken yerlerden bir diğeri, barları ve gece hayatı ile ünlü Longstreet. Burada bir hostelde iki üç konaklasam da çok kalabalık ve gürültülü olduğu için airbnb’den oda kiralamaya karar veriyorum. Long St’in başında ve sonundaki otobüs durakları ile her yere ulaşım çok kolay. Bir de bu sokağın sonundaki rengarenk Türk hamamına sırf fotoğraf çekmek için bile olsa gitmeyi unutmayın.

Green Point, genelde festivallerin yapıldığı, Waterfront’a ve Long Street’e yürüyüş mesafesindeki yerleşim. Buradaki Never @ Home’da da kalsam da yine sirkülasyonu yüzünden beğenmiyoum. Kalan günlerde de Masa Dağı’na çok yakın bir yerleşim olan Gardens‘da airbnb kullanarak oda kiralıyorum. Buradanın merkezi sayılan Kloof Street‘teki dünya mutfağından muhteşem restoranlara gidiyorum.

Bir diğer gün Müslüman mahallesi olan Bo Kamp’ın renkli sokaklarında dolaşıyorum.

3

2

17

Green Market Square’de alışveriş yapıyorum. Burası bir nevi açık hava marketi, standları tek tek dolaşırken, size laf atan satıcılar sayesinde her standta yaklaşık onar dakika oyalanmanız çok normal.

new-image

Company’s Garden Parkı‘nda ve Kirstenbosch Botanik Bahçesi’nde dinleniyorum.  Ardından tekrar tarihi özümsemek için District 6 Müzesinde dolaşıyorum. Şehrin her yeri ayrı ayrı tarih ve sanat kokuyor. Sokak grafitilerini detaylıca öğrenmek için ücretsiz yürüyüş turlarından birine katılıyorum.

4

The Old Biscuit Mill, Woodstock’taki haftaiçi marketinin kurulduğu eski bisküvi fabrikası. (Şunu şuraya bırakmazsam içim rahat etmez:))) bkz: https://www.youtube.com/watch?v=FIfH_L6jYWQ) Bu markette cumartesi günleri 9:00-14:00 arası ise bir de tadından yenemyecek Neighbourgoods Market kuruluyor.

http://www.theoldbiscuitmill.co.za/

Robben Adası turu yapılabilecekler arasında. Bu hapishane Nelson Mandela’nın kaldığı hapishane olması ile turistleşmiş. Gitmeden ‘Özgürlüğe Giden Yol’u izlerseniz etkilenmek garanti.

Bir çok restoran denememe rağmen önerebileceğim en güzel iki yer; Ocean Basket ve Givanni restoran. Kudu, zebra, timsah, geyik eti ise marketlerde bulunabiliyor. Güney Afrikalıların en çok yediği lezzet bintong adı verilen kurutulmuş etler.  Cape Town’da kahve ve kafeler tam bir kültür.  Hipster kafelerde saatlerce oturup, zaman öldürüyorum.

11

cape-town

* Cape Town’daki ilk iki günlük couchsurfing hostum, site aracılığı ile tanıdığım ve beni kendi bulduğu couch’a davet ettiren Esra&sevgilisi ve biz. Tabiki de Güney Afrika’nın en lezzetli şeyi olan etlerini yiyoruz:)

Avustralya’nın aborjinleri gibi, Güney Afrika’nın zulu insanları da artık işi paraya dökmüş, bir çok marketin önünde dans gösterisi yapıyor. Yine başka bir turist kandırmacası olarak, safari yapmak isteyen ve sadece Cape Town için gelen turistler için kurulan birkaç safari parkı bulunuyor. Bana sorarsanız, ciddi anlamda safariyi deneyimlemek için zaman ayırıp, Kruger Milli Parkına gidilmeli.

Cape Town’ın bir diğer yapılmadan geçilmemesi gereken etkinliği, şarap rotaları. Güney Afrika, dünya standartlarında şarap üretimi yapıyor. Stellenbosch, Constantia, Franschhoek  ve Paarl şarap çiftlitliklerine bir haftamı ayırıp, bazen tadım yapıp, bazen de çok cüzi fiyatlara tüm gün piknik satın alıyorum.

13

Bu kadar kısa süre içinde bu kadar değişik deneyim kazandıran ve gözümü doyurduğu kadar ruhumu da okşayan bir ülkeye teşekkür edip, 45 gün sonunda Namibya’ya gitmek üzere Güney Afrika’yı terk ediyorum.

Yazım kaynak: http://www.hurriyet.com.tr/zitliklarin-baskenti-cape-town-40298015

Not: Cape Town festivalleri, partileri, konserleri ile ünlü olduğu için size önerim gitmeden etkinlik takvimini şuradan kontrol etmeniz.

Cape Town’a Nasıl Gidilir?

Güney Afrika Cumhuriyeti’ne 30 güne kadar vizesiz ve Türk Hava Yolları’nın on bir saatlik bir uçuş sonrası aktarmasız gidebilirsiniz.

Cape Town’a Ne Zaman Gidilir?

Cape Town, güney yarımkürede olduğu için gitmek için en ideal aylar Kasım- Şubat ayları arası.

Cape Town’da Nerede Konaklamalı?

Konaklama için her turist gibi restoran ve turistik etkinliklere yakın Long Street, Green Street, Bo Kaap ya da Kloof Road tercih edilebilir. Ya da benim gibi airbnb sitesi aracılığı ile yerellerin odaları kiralanabilir.

 

18

 

Güney Afrika maliyeti için buraya, Güney Afrika’da olduğunuzu anlayacağınız 15 garip durum yazısı için buraya, uçtan uca Güney Afrika yazısı için buraya tıklayabilirsiniz.

Evden Uzakta’yı Facebook, Instagram ve Youtube hesaplarından takip edebilirsiniz.

Tagged , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , .

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir