Hiç İngilizce Bilmeden Nasıl Seyahat Ettim?

Zaman geldiğinde ve ben tüm hayatımı iki sırt çantasına doldurduğumda, havaalanında uçağımı beklerken hep aynı şeyi soruyordum kendime; “şimdi ben bunu gerçekten yapıyor muyum?” Henüz 26 yaşımda, hayatımda ilk defa, ailemden ve tüm sevdiklerimden kıtalar uzağa taşınırken, sıfır ingilizceyle ne kadar uzağa gidebileceğim merak konusuydu. Bırak uçakta hangi yemeği, nasıl isteyeceğimi, uçaktan indiğimde taksiye gitmek istediğim yeri nasıl anlatacağım hakkında hiçbir bilgim de yoktu. Yine de beni bekleyen güzel günler ve hayallerim adına attığım koca adım için cesur ve mutlu olmalıydım.


Fransa’da aktarma yaparken, uçağı nasıl kaçırmadım da ikinci uçağıma binebildim şaşırmıştım. Daha önce yurtdışına seyahat etmişliğim olsa da ilk kez herşeyin sorumluluğunu kendim aldığım için stresliydim. İkinci uçağımda hemen yanıma benim gibi dil kursuna giden Fransız Deborah oturdu. “Are you cola?”dan öteye geçemeyen ingilizcemle anlaşmaya çalıştık. Farklı okullara gitmiş olsak da bir gün Bahamalar’da buluşup tekrar görüşecektik. Sonunda yolculuk bittiğinde, havaalanına iner inmez Miami’nin bunaltıcı sıcağı yüzüme çarptı. Uçakta üşümemek için giydiğim üç kat giysiyi hemen çıkartıp taksiye bindim. Aslında tek hayalim New York’a gitmek iken, dil okulunu ayarladığım aracı kurumda New York’un aşırı pahalı olduğunu anlamamla, okul danışmanım Kaan’ın “Neden deniz, kum, güneş cenneti Miami’yi düşün müyorsun?” diye sormasıyla planlarım bir anda değişti. (İyiki de değişmiş, yoksa New York’un kalabalığında depresyondan depresyona sürüklenebilirdim.)

miami
Taksi beni iki hafta kalacağım ailenin evine bıraktığında, benim için ikinci sorun başlamıştı bile. Zil düğmeli değil, elektronikti. Kendimi ilk andan uzaydan gelmiş gibi hissettim. Yaklaşık on, on beş dakika telefonla ev sahibime ulaşmaya çalışmakla geçti. Tabi ki başaramadım çünkü telefonumu yurtdışına açtırmamıştım. (Yurt dışına çıkmadan önce keşke biri bana bunları söyleseydi yazısının tam vakti!) İçeri giremediğimi gören taksi şoförü yardım etmek için geldi, kapı açıldı. Yanında kalacağım aile, aile değil bekar Dominikli bir bayan olan Madeleine idi. O kadar tatlıydı ki odasını bana verdiği ve sırf üç kuruş kazanmak için kanepede uyuduğu için kendimi çok kötü hissettim. Okulum açılana kadar tüm haftasonu benimle ilgilendi. Dünyaya geri dönmem için yeni telefon, yeni hat ve apple martini yetmişti. İlk haftadan ben ona kendi hikayemi, o bana kendi hikayesini çoktan anlatmıştı. Evde iki yaralı kadındık.

 

wynwood miami
Markete gittiğimde hiç sıkılmadan her reyonu dolaşıp “Adamlar bunu bile yapmış!!” demekten kendimi alamadım. Artık her meyveyi tane tane almaya, damağıma uygun bir şey bulana kadar en az iki üç marka değiştirmeye alışmalıydım. Kaldırımlar düzenliydi, trafik ışıkları sesliydi, insanlar tanımadıklarına selam veriyordu. Tüm toplum kuralları farklılaştı. Bu kadar yenilik yetmezmiş gibi bir de yeni okulumda okuyan yüzlerce değişik öğrencinin farklı kültürünü öğrenmeye başladım. Almanlarla bardak tokuştururken gözlerinin içine bakmayı, İsviçrelileri bekletmemeyi, Ruslara evlilikle ilgili soru sormamayı, Amerikalılar gibi bol bol teşekkür edip, özür dilemeyi öğrenmeliydim.


İlk haftalar kimseyle anlaşamadığım için okuldan gelir gelmez saatlerce ders çalışmayla geçti. Aile yanından sonra öğrenci apartmanında konakladım. Fakat inanılmaz pahalı olmasına rağmen odayı çoktan başkası tuttuğu için kalma süremi uzatamayıp, çıkmak zorunda kaldım. Kalacak hiçbir yer bulamayınca ortada kalmıştım. Herşeyin ortasında bir de nerede konaklayacağımı düşünmek tam bir moral bozukluğuydu. Daha sonra aylar birbirini kovalarken hiçbir hukuksal dayanağını bilmeden bir kontrat imzalayıp kendi evime çıktım. Bir oda bir salon evi Japon arkadaşlarımla paylaşıp, giderlerimizi kısmaya karar verdik.

south beach
Kuzey Amerika’ya gelmişken ve geri dönüp yeni bir işe başlamadan önce mutlaka Güney Ve Orta Amerika’yı da görmeliydim. Aylarca internetten araştırma yapıp, logoları ‘you only live ones/sen sadece bir kez yaşarsın’ olan gençlik turunu buldum. (O makaleye de şuradan ulaşabilirsiniz.) Hesabımdan iki kere para çektiklerinde ben yine ilerlediğini zannettiğim ingilizcemin azizliğine uğrayıp saatlerce olayı anlatmaya çalıştım.


Güney Amerika turum Şili ile başladı. Bu medeni olmayan bir ülkeye ilk ziyaretimdi ama gidip görünce tura ödediğim para için pişman oldum. Korkulacak hiçbir şey yoktu ve insanlar çok ama çok sıcak kanlıydı. Santiago’da bozuk param olmadığı için kasada kalınca, markete benden sonra gelen biri, ‘Aynı şey senin ülkende olsa sen de benim aldıklarımı öderdin.’ deyip, tüm aldıklarımı ödeyip gitti. Yine Brezilya’da turdan ayrılıp kendi başıma dolaşırken Kaan’ın Paraty’de açtığı Türk restoranını keşfettim. Kısacası tursuz gezmenin tehlikesiz olduğunu ve yalnız seyahat edince daha çok insan tanıdığımı anlayınca başıma buyruk gezmeye başladım.


Güney Amerika turum sonrası başka bir okulum daha vardı. Bu sefer New York’a taşınmam gerekiyordu. Birkaç hafta airbnb sitesinden oda tutup, Hindistanlı bir ailenin yanında kalacaktım. Tuttuğum odanın Kolombiya Üniversitesi’nin öğrenci yurdu olduğunu oraya gidince farkettim. Yaz tatili olduğu için binada güvenlikten ve Asyalı bir ev arkadaşından başka kimse yoktu. Sabahları şehri keşfedip, akşamları “acaba odaya biri girer mi?” diye evhamlanıyordum. Bir gün sabah kalkıp, mutfakta kahvaltımı hazırlarken, elimi kestim. Tabi ben elime basınç yaparken telefonumu kullanıp en yakın acil servisi arayıp bulacak halim yoktu. Okulun ambulansı beni almaya geldi. Hastanede polislere bunun sadece bir kaza olduğunu anlatmaya çalışma yanında, bana çıkardıkları faturayı görünce de tansiyonum yerle bir oldu. Üç dikiş için 1500 dolar ödememi istediler. Neyse ki yanımda olan 600 doları almaya ve kalan faturayı Türkiye’deki evime göndermeye ikna oldular. O gün hastanede şunu anladım; yaşadığımız olumsuzlukları büyütüp hayatımızı karartmak da, ona sadece bir anlık önem vermek de bizim elimizdeydi. Cesaret gösterip yola çıktığımda, yolda karşılaştığım herkes bana kollarını açtı. İngilizce öğrenme amacı ile başlayan serüvenimde aynı dili konuşamasak da herkesle anlaşabileceğimi anladım. Benim de herkes gibi bambaşka bir hayatı yaşamaktan sadece bir karar ötede olduğumu yaşayarak gördüm.

 

You are always one decision away from a totally different life.” ♥

 

Yazım kaynak; http://www.hurriyet.com.tr/seyahat/galeri-40364446

Amerika’ya gitmek için var olan nedenlerimi okumak için buraya,

Miami yazısı için buraya,

New York yazısı için buraya,

New York’un en iyi rooftop barları için buraya tıklayabilirsiniz.

Evden Uzakta’yı Facebook, Instagram ve Youtube hesaplarından takip edebilirsiniz.

 

 

Rio Copacabana Sahili

 

arjantin

 

iguazu şelalesi2

 

 

Tagged , , , , , , , , .

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir